Barista mı? Tiryaki mi?

Barista mı? Tiryaki mi?

Barista kelimesini yeni öğrendim sayılır, duymuşluğum vardı bilmişliğim yoktu. Kahve pişirmek özen ister ama baristalar dj gibi. Senkronize ve hipnotize hareketler, dur bak neler hazırlıyorum şeklinde bir atmosfer, hijyen, teknoloji… Baristagiller için 3. nesil ya da yeni nesil kahveciler de deniyor. Merak ettiğim iyi oldu, işe yarar şeyler öğrendim bu sayede. Biraz daha araştırarak filtre kahve, ekspressoya da geçebilirim ama sade Türk kahvesi şaşmaz. Seviyorum ama kullanmayı bilmiyorum diyelim, konuyu ilginç bulanlar hadi devam, barista mı? tiryaki mi?

Bi dakka bi dakka kahve bizim!

Barista konusuna geçmeden tiryakisi olduğumuz Türk kahvesinin bizim olduğunun altını çizelim. Milli içecek çay değil de kahve aslında, çay kahvenin yokluğunda gelmiş, bizden olmuş. Onu da çok severiz ayrı. Kahve çekirdeği, kavrulması, öğütülmesi, pişirilmesi ile Türk kahvesi kültürel mirasımız. Konuyu araştırırken buldum aşağıdaki fotoğrafı, abilerin elindekiler bir espresso izlenimi de vermiyor değil hani. Kahvehane kültürümüz eski İstanbul sosyal hayatında başlamış. Söylemeden geçemem şimdi, fotoğrafı çok sevdim. Bir kere ortada kelli felli molla bir amca, bir grup insan hepsinin elinde kahve ama hepsinde ayrı bir hava var. Eski İstanbul’un homojene yakın sosyal hayatı, kahvehane mozaiği. Sağda arkada ve içeride pencereden bakanlara dikkatli bir bakın derim:)

Osmanlı da kahve kültürü

Osmanlı Döneminde kahvehanelerimiz

Kahve ile ilgili hafızamdan: el değirmeni ve yaldız boyanmış, ayaklı şirin bir mangal içinde korların arasında pişen kahve görüntüsü çıkıyor. Keyfin emek kısmını da keyif sayanlar var kahve işin içine girince. Kokusu sokağı saran dibeklerden kahveni almak, el değirmeninde kahve çekirdeklerini öğütmek, bakır cezvede sabırla ipek köpüklü kahveler yapmak, üç beş yudumluk keyfe kırk yıl hatır sığdırmak. Kahve bizim işimiz…

Mobil barista olur mu?

Neden olmasın? Mobil barista ile Maşukiye’de karşılaşmıştım. Kahve düzeneği çok profesyonel duruyordu, fakat asıl maharet baristasında, her işlem sonrası kahveleri akıttığı musluğu özenle silmesi ve seri hareketleri çok ilginç gelmişti. Şimdi bir kahve iyi gider başlığı altında okumak için tıklayabilirsiniz. Dışarıda, kırda bayırda her zaman böyle mobil baristalar denk gelmez. Termoslar ne güne duruyor ama sıcak suya kahve karıştırmakla olmuyor işte. Artık elinin lezzetini, terazisini ve de sevgisini katacak birileri hazırlayıversin.

Türk kahvesi

Ben var dinlersen kahve var içersen…

Kahvenizi nasıl alırsınız?

Büyük fincanda, sade, köpüklü… Küçük fincanlar kandırmıyor, bir içiyorum pir içiyorum. Gün içinde granül kahve içersem, sütlü seviyorum ama iyi bir filtre kahveye süt eklemek de istemiyorum. Gerçek kahve tiryakisi bir tıp doktoru hazır granül kahveler için, onların içeriği çöp demişti. Haklı, çünkü en düşük kalite kahve çekirdeği, kavurma, seyreltme, koruma aşamalarında sayısız işlem sonrası önümüze geliyor. Bağımlılık için de bir şeyler eklemeleri zor olmasa gerek. Aradaki farkı ancak gerçek bir kahve içince anlayabilir insan.

Bu kahve işi, barista konusu meğer ne kadar derinmiş. Mevzu enerji, keyif veren, uyaran bir içecek. Ama anladım ki kahve keyfinde çıtayı yükseltmek için bütçeyi de yükseltmek gerekiyor. En hesaplı görünen french press ya da drapper denilen ekipmanı alarak ve kaliteli kahve çekirdekleri ile bu işe başlamak. Burada kahve demleme söz konusu, bi çay demle de içelimin kahve versiyonu. Anında çekilmiş taze kahve diyorlar, basınçlı sıcak su diyorlar, suyun sertlik derecesi diyorlar, özel fincan diyorlar… Barista mı? Tiryaki mi? Merak ettiklerime kısa ve net cevaplar buldum, işte burada…

Fikirlerinizi paylaşırsanız memnun olurum. Ne demişler kahve bahane…

Yorumlar

0 Yorum Yapılmış